Baba hakkının ehemmiyeti

 

Hârun Reşîd devri vezirlerinden Fazl bin Yahyâ el-Ber-mekî’de baras hastalığı (alaca-vitiligo) vardı.

Nedîmlerini topladı ve ‘Zamanımızda Irak, Horasan, Şam ve İran’da en meşhûr ve tecrübeli hekim kimdir?’ diye sordu. “Şiraz’daki Caslık isminde bir hekimdir.” dediler. Hemen hediyelerle bir heyet gönderdi ve onu Bağdad’a getirtti.

Sonra onu imtihan için ‘Benim ayaklarımda bir hastalık var, tedavi ediniz’ dedi. Hekim ona bir perhiz tarif etti ve bazı şeyleri yememesini söyledi. Fazl perhize riayet etmedi. Ertesi gün hekim bevil nümunesi istedi. Tetkikten sonra “Ben nasıl sizi tedavi edeyim, ne dediysem aksini yapmışsınız” dedi.

Fazl bin Yahya, onun mahâretini görüp memnun oldu ve onu imtihan için yaptığını söyledi. Sonra asıl hastalığını söyledi. Hekim, ne türlü tedavi ettiyse günler geçti ama hastalık geçmedi. Bunun üzerine Fazl’a:

“Efendim, size her türlü ilacı yaptım, amma fayda etmedi. Öyle zannediyorum ki babanız size darılmıştır, sizden razı değildir. Onu razı etmedikçe sizden bu hastalık gitmez, tedavi mümkün değildir” dedi.

Fazl hemen o gece babası Yahyâ’nın yanına gitti. Onun ayaklarına kapanıp râzı etti. Bundan sonra hekimin tedavisi fayda verdi ve kısa zamanda iyileşti. Fazl, hekime:

“Hastalığımın pederimin bana gazablanmasından olduğunu nereden bildin?” diye sordu. Şöyle cevap verdi:

“Ben bu hastalığa iyi geleceğini bildiğim her neyi denediysem fayda vermedi. Kendi kendime ‘Bu adam bir taraftan bir mânevî darbeye uğramıştır’ dedim. Baktım, gece size öfkeli yahut sizin sebebinizle hüzünlü uyuyan kimseyi bulamadım. İnsanlara devamlı iyilik ettiğinizden sizden herkes memnun idi. Sonra pederinizle aranızda ihtilaf olduğunu öğrenince sebebin bu olduğunu anladım.”