Hz. Ebubekir (R.A) Fazileti

3

 

Her akşam bir dini makale ve her akşam yeni bir dini bilgi sloganı ile devam ettiğimiz javasız sohbet içerisindeki dini bilgiler köşemizde yepyeni bir makale ile sizlerleyiz..

Peygamberimiz (s.a.v.), hicret sırasında Sevr mağarasına ulaştıkları zaman Hz. Ebûbekir (r.a.):

“Ya Resûlallâh! Ben içeriye girmeden siz girmeyiniz. İçeride zarar verecek bir şey varsa zararı, size değil bana dokunsun” dedi ve içeri girdi, süpürüp temizledi. İçeride yılan ve haşerâta ait delikler gördü. Ridasını çıkarıp yırtarak delikleri kapattı. Geriye iki delik kaldı. Onları da ayaklarıyla kapattı. Sonra Resûlullâh’ı (s.a.v.) mağaraya davet etti.

Resûlullâh Efendimiz (s.a.v.) içeriye girdi ve mübarek başlarını Hz. Ebûbekir’in (r.a.) dizine koyup uyudular. Bu sırada bir yılan Hz. Ebûbekir’in (r.a.) ayağını soktu. Resûlullâh’ı (s.a.v.) uyandırmaktan korkarak hiç hareket etmedi. Ancak Hz. Ebûbekir’in akan gözyaşları Resûlullâh’ın yanağına damladı. Resûlullâh (s.a.v.): “Sana ne oldu ey Ebûbekir!” buyurdular. “Anam babam sana feda olsun ya Resûlallâh! Yılan ayağımı soktu” dedi. Resûlullâh (s.a.v.) mübarek tükürüğünü yılanın soktuğu yere sürdüler, hiç acısı kalmadı.

İbn-i Abbâs Hazretleri anlattı: Hazret-i Ebûbekir mağarada iken çok şiddetli susadı. Peygamberimiz’e hâlini arzetti. Peygamberimiz (s.a.v.) ona: “Mağaranın başına var, oradan iç” buyurdular. Hz. Ebûbekir dedi ki: Mağaranın başına gidip orada baldan tatlı, sütten beyaz ve kokusu miskten daha güzel bir sudan içip döndüm. Bana “İçtin mi?” buyurdular, “Evet” dedim. “Ey Ebûbekir seni müjdeleyeyim mi” buyurdular, “Evet, yâ Resûlallâh” dedim. Buyurdular ki:

“Muhakkak Allâhü Teâlâ cennet nehirlerine müvekkel meleğe: ‘Firdevs cennetindeki bir nehirden mağaranın başına su akıt, Ebûbekir içsin’ diye emretti. Ben “Yâ Resûlallâh, benim Allâh katında böyle mertebem var mı” dedim, “Evet, bundan da yüksektir. Beni Hak ile gönderen Allâh’a yemin ederim ki seni sevmeyen kimse yetmiş peygamberin amelini işlese dahi cennete giremeyecektir.” buyurdular. (Diyarbekrî, Tarihu’l-hamîs)