İmam Muhammed Bakır

3

 

İmâm Zeynelâbidîn’in oğlu, Muhammed Bâkır hazretlerinin annesi Hazret-i Hasan’ın kızı Fâtıma’dır. Hicrî 57 yılı Safer ayının ilk Cuma günü doğdu, Hicrî 114’de Medîne-i Münevvere’de vefât etti. Kabri Cennetü’l-bakî‘dedir.

Ca‘fer-i Sâdık hazretlerinin pederi Muhammed Bâkır hazretlerine ilminin çok geniş olmasından dolayı bu manada olan “Bâkır” denilmiştir. Abdullâh bin Atâ der ki: “İmâm Muhammed Bâkır kadar, huzûrunda ilim sâhiplerinin acziyetlerini ve ilimce noksanlıklarını itiraf ettikleri bir zât daha görmedim.”

Muhammed Bâkır hazretleri, hacda Mescid-i Haram’a girdiğinde Beytullah’a bakıp ağladı. Yanındakiler:

“İnsanlar size bakıyor, bu kadar şiddetli ağlayıp kendinizi harâb etmeyiniz” derler.

“Niçin ağlamayayım. Belki şu halime Allahü Teâlâ rahmet eder de yarın kıyâmet gününde bu gözyaşlarım hürmetine kurtuluşa ererim” buyurmuştur.

Sonra Beytullâh’ı tavâf eder ve Makam-ı İbrahim’de namaz kılar. Başını secdeden kaldırdığında secde ettiği yerin gözyaşlarından ıslandığını görürler. Yanındakilere:

“Çok hüzünlü ve kederliyim, kalbim de çok meşgûldür, der. Sebebi sorulunca buyurdular ki:

“Kimin kalbine samîmî ve hâlis bir şekilde Allah’ın dini girerse, onu başka her şeyden alıkoyar. Artık böyle kimsenin kalbinin dünyayla meşgûl olma ihtimâli hiç olur mu? Zaten dünya; ya bindiğin bir binek, ya giydiğin bir elbise, ya da evlendiğin bir kadın veya yediğin bir yemekten başka nedir ki?”

Burada Allâh’ın dîninden maksad Allâh sevgisidir. Zira dînde ihlâs, Allâh’ı sevmeyi îcâb ettirir. İşte böyle olunca kalp sadece Hak Teâlâ ile meşgul olur. Nitekim Resûlullâh Efendimiz (s.a.v.): “Bir şeye olan muhabbetin seni kör ve sağır eder.” buyurdular. (İmam Yâfiî, Ravzu’r-Reyâhîn)