İnsan üzerindeki haklar

 

İnsanın üzerinde iki türlü hak vardır: Allâhü Teâlâ’nın hakkı ve kul hakkı. Bunları ödemek lazımdır.

Allâhü Teâlâ’nın hakları: Bülûğa erdiğinden itibaren -varsa- kazaya kalmış namazlarını kazâ eder. Vermediği zekât ve sadaka-i fıtır, nezir ve kurbanları yerine getirir. Kazâya kalan oruçlarını kaza eder, keffâret icab ediyorsa keffâretiyle tutar. Farz olduysa haccını îfa eder.

Zina, şarap içmek gibi günahların tevbesi ise sâdık bir pişmanlık ve bir daha ona aslâ dönmemektir.

Kul haklarına gelince: 

Mala dair olanlar: Hırsızlık, gasb, izinsiz başkasının malını yemek veya telef etmek, yalancı şâhitlik, zâlime yardımcı olmak gibi. Bunun tevbesi aldığı malı iâde ederek hasmını râzı edip helallik istemektir. Eğer hak sâhibini bulamazsa onun vârislerinden helallik ister. Onu da bulamazsa yahut hak sahibini bilemezse haksız aldığı malı yahut bedelini kıyâmet günü sâhibine ulaştırmak üzere fakirlere sadaka olarak vererek Allâhü Teâlâ’ya emânet eder.

Diğer haklar: Birini dövmek, rızâsı olmadan çalıştırmak gibi; yahut sövmek, alay etmek gibi hakların tevbesi sâhibinden helallik almaktır. Bulamazsa Allâhü Teâlâ’ya hasmını râzı etmesi için duâ edip onun nâmına sadaka verir.

Ammâ dövmek, takatinden fazla yük yüklemek, yemini vermemek gibi hayvan hakları ve kâfir haklarından kurtulmak cidden müşkildir.

İyi bil ki kul hakları, Allâhü Teâlâ’nın haklarından kat kat zordur. Tezkiretü’l-Kurtubî’de şöyle geçer: Bir adamın yetmiş peygamber ameli gibi ameli olsa, bir adamın da onun üzerinde yarım kuruş hakkı olsa hasmını râzı edemeden cennete giremeyecektir.

İmâm Kuşeyrî (k.s.): ‘Azıcık bir kul hakkı karşılığında yediyüz makbûl namazın sevâbı verilecektir’ demiştir. (Hâdimî, Eyyühe’l-Veled Şerhi)