İslam Adaleti

3

Günaydın sevgili javasız sohbet kullanıcıları.. Her gün olduğu gibi bu günde yepyeni bir dini makale ile karşınızda olacağız. Sözü fazla uzatmadan günün konusuna başlamak istiyorum.

Peygamber Efendimiz (s.a.v.) “Üç zümre vardır ki, duâları reddolunmaz: Âdil idârecinin duâsı, oruçlunun iftar anındaki duâsı ve mazlûmun duâsıdır. Bunu Allahü Teâlâ bulutların üstüne kaldırır. Bunun için gök kapakları açılır ve Allahü Teâlâ şöyle buyurur: İzzet ve celâlim hakkı için bir müddet sonra da olsa elbette sana yardım edeceğim.” buyurdular.

Adâlet, haksızlıktan kaçınmak, her hakkı sâhibine vermektir. Zulüm ise, bunun aksine, insanların hukûkuna tecâvüz etmektir.

Halife Ömer bin Abdülaziz’in emri üzere Cuma günleri hutbelerde “İnnellâhe ye’muru bi’l-adli (Muhakkak Allahü Teâlâ size adâleti emrediyor)” (Nahl sûresi, 90.) âyet-i kerimesi okuna gelmiştir. Bu âyetle amel eden bir millet, dâima mesut olur. O millete her türlü medenî faziletler tecelli eder.

İslâm tarihi gösteriyor ki, gerek Hulefâ-i Râşidîn ve gerek onların izlerini takip etmiş olan İslâm hükümdarları, devletlerini adâlet ve merhamet üzerine tesis etmişlerdi. Böylelikle etraflarındaki kabilelerin, kavimlerin hem memleketlerini hem de kalplerini fethe muvaffak olmuşlardı. Adaletsizlik ise dostları bile düşmana çevirir.

Velhâsıl İslâm mücâhitlerinin, fâtihlerinin göstermiş oldukları o yüksek adâlet sâyesinde, duâlar kabul olmuş, İslâm fetihleri tecellî etmiş, İslâm memleketleri pek ziyâde genişlemiş, İslâm sancağı her yerde dalgalanmıştır.

Hatta islâm memleketi genişlemeye başladığı zaman adâlet timsâli olan Hz. Ömer (r.a.) ağlıyordu. Şu koca kıtalarda adaletin nasıl temin edileceğini düşünüyordu. Bir gün ağlarken sebebini sordular. Dedi ki:

“Nasıl ağlamayayım, Fırat kenarında bir oğlak zayi olsa korkarım ki Ömer’den sorulur.”