İslam tarihinde Şeyhülislamlık

3

 

Şeyhulislâmlar silsilesinin ilki “Sıddîk-ı A‘zam” hazretleridir. Peygamber Efendimiz’in (s.a.v.) huzûrunda Ebûbekir’den (ra.) başka hiç kimse fetvâ vermemiştir.

İslâm kâdîlarının evveli de Ali bin Ebî Tâlib’dir (kv.). Peygamber Efendimiz (s.a.v.), onu Yemen’e kâdî olarak göndermiş ve: “Yemen’e git. Allah kalbine hidâyet verecek ve lisânını sabit kılacaktır” buyurmuşlardı.

“Şeyhülislâm” ünvânı ise hicretin dördüncü asrında kullanılmaya başlandı. Bu asırda “İslâm” kelimesiyle beraber kullanılmaya başlanan İmâdü’l-islâm,  Fahru’l-islâm, Rüknü’l-İslâm, gibi ünvanlar da söylenmiş ise de bunların her biri ancak bir kaç zâta münhasır kaldı. Lâkin şeyhülislâm ünvânı ile birçok büyük âlimler ve fakîhler meşhûr oldular.

Hilâfetin kendilerine intikâlinden sonra Osmanlı padişahlarının iki sıfatları oldu: Hilâfet ve Saltanat. Şeyhulislamlar, padişah namına hilâfet sıfatına niyâbet ederlerdi. Sadrazam ve vezirler ise salatanat sıfatını temsil ediyorlardı. Şeyhülislâmlık makâmının, vezâret ve riyâset makamına mutlak bir üstünlüğü vardı. İslâm hilâfetinin bütün haşmetiyle ve mehâbetiyle yüksek olduğu devirlerde ümmetin âlimleri arasından en bilgili ve en takvâlısı olan zât, kalplerin bu makâma hürmetini muhâfaza için Şeyhulislâmlık makamına gelirdi.

Osmanlı Devletinde Şeyhulislâmlık makamının ortaya çıkmasından hilâfetin kaldırılmasına kadar 127 zât Şeyhulislâm olmuştur. Osmanlı’da kullanılan ilk Şeyhulislâm ünvânı Feridun Bey’in Münşeât’ında, Evrenos Bey’e âid fermanda şöyle geçer:

“Umûm Rumeli vilâyetine şeyhülislâm ta‘yîn olunan Elvan Fakîh’e (ziyde ilmühû) ri‘âyet edip gözleyesin. Âlimler peygamberlerin vârisleridir. Ona son derece lütuf ve şefkatle muâmele lâzımdır. Hem bilesin ki dînin devâmı ve şerîatin hükümlerinin icrâsı onların vücuduyladır. “Âlimlerin eti zehirlidir” hükmünü de unutmayıp onu rencîde etmekten ziyâde sakınınız.” (İlmiye Salnamesi)